22/04/2026
Yeryüzünün İlk Kavmi Kürtler Miydi?
Nuh tufanıyla her birimiz için hayatın yeniden başladığını ve dünyaya yeni bir fırsat daha verildiğini artık hepimiz biliyoruz. Bu içeriğimizdeyse Hz. Nûh’un ve kavminin hangi dili konuştuğu hakkında incelemeler yapacağız. İnsanlık aleminin ataları olan ve Nuh’un gemisinde hayatta kalmayı başaran bu 80 kişi sizce hangi kavimdendi?
Doğrusunu söylemek gerekirse aradan asırlar geçtiğinden ötürü bu konuyu %100 bilmemiz mümkün değil. Ama bu konuyla ilgili olarak Doğu’lu tarihçi ve İslam bilginlerinin tespitlerine büyüteç tutabiliriz. Araştırmacı Yazar ve Gazetesi olan Faruk Arslan’ın aktardıklarına göre, Ermenî tarihçi Miğdisî, Kürtçe tarihinin Hz. Nûh ile başladığını iddia etmekte.
Yeryüzünün İlk Kavmi Kürtler ve Konuşulan İlk Dili Kürtçe
Yine Kürtler’in tarihinin Hz. Nûh Tufan’nına kadar gittiğini ve Kürtçe’nin Hz. Nûh ve kavminin konuştuğu en eski dil olduğunu iddiâ eden bir farklı kişi de Kütahyalı Türk seyyâh Evliya Çelebi (1611 – 82)’dir. Evliya Çelebi Seyahâtname adlı yapıtında Nûh Tufanı’ndan sonra kurulan ilk 3 şehrin Şehr-i Nûh (Şırnak), Cezira Botan (Cizre) ve Miya Farqîn (Silvan) olduğunu anlatır. Hatta insanlık tarihinin Kürdistan’da başladığını kaydetmektedir.
Evliya Çelebinin Kürtler Hakkındaki Yazıları
Evliya Çelebi’den Nuh Ve Konuştuğu Dil Hakkında Deliller Seyyâh Evliya Çelebi, ölümsüz eseri Seyahâtname’de, Hz. Nûh ve kavminin konuştuğu dilin Kürtçe olduğunu alttaki paragrafta şöyle ifade ediyor;
“Tûfân-ı Nûh, imar olan şehr-i Cûdi’dir, andan kal’a –i Sincâr’dır, andan bu kal’a-i Mefârikin’dir amma şehr-i Cûdi sâhibi Hazret-i Nûh ümmetinden Melik Kürdim altı yüz sene mu’ammer olup Kürdistân diyârların geşt ü güzâr ederek bu Mefârîkin’e gelüp âb u havâsından hazz edüp bu zemînde sâkin olup evlâd u ensâbı gâyet çok olup lisân-ı İbrî’den indiyyât bir gayrı lisân-ı turrehât peydâ etdi kim ne İbrî’dir ne Arabî ve ne Pârisî ve ne lisân-ı Derî’dir ve lisân-ı Pehlevî’dir, ana hâlâ lisân-ı Kürdim derler. Bu diyar-ı Mefârikîn’de peydâ olup hala diyâr-ı Kürdistân’da isti’mâl olunan lisân-ı Kürd Hazret-i Nûh ümmetinden Melik Kürdim’den kalmışdır, ammâ vilâyet-i Kürdistân dağistân u sengistân bilâd-ı bîpâyân olmağile on iki gûne lisan-ı Ekrâd vardır kim birbirlerine elfâzları ve lehçe-i mahsûsaları mûğayirdir kim niçesi birbirlerinin kelimâtların tercümân ile anlarlar.”konuşulan i̇lk dili kürtçe
Yanı sıra Evliya Çelebi, Kürtçe’yi konuşan ilk atanın sadece Hz. Nûh Peygamber olduğunu değil, Hz. Yunus Peygamber’in de Kürtçe konuştuğu iddia eder; Seyahatname: “Lisân-ı Ekrâd, fesâhat ü belâğat üzre tekellüm eder. Hazret-i Yûnus aleyhi’s-selâm diyâr-ı Musul’da sâkin iken Kürd lisânın söylemiş ola.”
Ayrıca 20. Yy ’da yaşamış olan Pakistanlı ünlü İslam âlimi Mewlânâ Ebû’l- Âlâ el- Mevdudî (1903) 7 ciltlik Tefhîm’ul- Qûr’ân’a isimli eserinde, Nûh Tufanı’nın Kürdistan’da gerçekleştiğini belirterek Kürtler’in tarihinin buradan başladığını yazar.
Halen daha İngiltere’de yaşayan Irak’lı arkeolog Prof. Dr. Abdullâh Zehawî , Kürdistan/ Cudi Dağı çevresinde ve Şırnak’ta yapılan çalışmalarda, çivi yazısıyla ve Kürtçe yazılmış Guti plaketleri bulmuştur. 2 yıl süren titiz çalışmanın ardından tüm bilgiler 1984 Ocağında Mısır’ın resmî gazetesi El- Ahram’da “Hz. Nûh’un Gemisinin Durduğu Dağ” başlığıyla yayınlandı. Tüm bulgularsa, bir İngiliz bankasında muhafaza ediliyor.
Ayrıca Kürtler’in tarihinin insanlığın ortak atası Hz. Nûh ile başladığını ileri süren ve Kürtçe’nin dünyada konuşulan tüm dillerin kaynağı olduğunu iddia eden Batılı bilim adamları da var.Elbette ilk satırlarda dediğimiz gibi bu görüşlerin ve bulguların mutlak doğru olduğunu iddia etmek güç. Öte yandan bu görüşleri ortaya atan isimlerin tamamı birikim sahibi ilim adamlarıdır ve bu kişiler Kürt değildir.
İslam Tarihinde Kürtlerle İlgili Bazı Gerçekler
Yeryüzünün İlk Kavmi Kürtler ve Konuşulan İlk Dili Kürtçe yazımızın devamında İslam Tarihinde Kürtler hakkında bilgilere yer vereceğiz. İslam dininde Arapların soyu Hz. İsmail’e, İsrailoğullarının soyu ise Hz. İshak’a dayanır.
Bu durumda Hz.İbrahim ne Arap nede Yahudi olmayabilir. Öte yandan Arapların ve Yahudilerin kökeni yakın yüzyıllara dayanır. Söz gelimi İbrahim peygamber 4bin yıl kadar önce yaşamıştır ve bu dönemlerin kaynaklarını incelediğinizde Araplar ve Yahudiler geçmez. Kürt kavmiyse M.Ö 3 binden kaldığı sanılan Sümer yazıtlarında adı geçen kavimlerdendir. Bu durumda Kürtler, Araplardan ve Yahudilerden daha eski zamana yayılır. Öte yandan ‘İbrahim ismi’, Arapça da değil, İbranice de değildir.
İbrahim İsmi Kürtçe midir?
Hz.İbrahim Harran’da doğmuştur. Yani Hurri Kürtlerinin hüküm sürdüğü Kürt anavatanı topraklarında. Öte yandan Hz.İbrahim mağarada doğarak büyümüş olabilir.
Hz. İbrahim Kürt Müdür?
İbrahim İsim İncelemesi İ-Bra-Him- Bra- kelimesinin heceleri= Kürtçe “kardeş” demek
Him= Kürtçe büyük taş/Kaya demek.
Ayrıca Kürtçede bu isim halen daha “Brahim” olarak telaffuz edilmektedir. Hz.ibrahim’in eşinin adi Sara’dır. Sara Kürtçe’de soğuk anlamına gelir. Araplar ve diğer kavimler ‘brahim’ ismini daha sonra duydularsa ve eğer İbrahim peygamber Kürt ise Kürtlerin içinde bu ismi taşıyan kişiler de bulunmalıdır. Böyle Hazreti İbrahim Kürt Müydü? sorusuna da bir cevap verdiğimizi düşünüyoruz.
Gudi ler Kürtlerin atalarıydı ve (İbrahim Peygamber den önce) Gudi kral listesinde;
“İbranum” olarak geçen kral adları bulunuyor. Bu rada ismin hece açılımı;
”Bra”= kardeş
“Num”=yeni
şeklindedir.
Öte yandan Hz.ibrahim’in ateşe atılması olayında kullanılan mancınığın icadını yapan kişi de bir Kürt’tür. Ayrıca hepimizin bildiği gibi onu ateşe attıran Kralın adı Nemrud’dur. Nemrud ismi ise Kürtçe de Nemird’dir ve “Ölümsüz” manasına gelir.
TARİH KÜRDİSTAN’DAN BAŞLAR!..
Nuh Tufanı, Sümerler ve Hititler
"Yunan medeniyeti de hicret eden Kürtler’in kurduğu bir medeniyettir. Kürtlerin Yunana gitmeleri ile başlamıştır. Hepsinden önemlisi ve açıkçası çağdaş Amerikan medeniyetidir. Çok ilginçtir, hiçbir zaman Dicle ve Fırat arasındaki yörede Beynen Nehreyn'den Batı söz etmiyor. Çünkü bundan söz ederse geliştirdiği bütün nazariye bir anda boşa çıkacaktır. Oysa bütüncü bir gelişme seyri vardır. Daha önce dediğimiz gibi Yunan medeniyetinin kaynağı Kürtlere dayanır. Kürtler iki nehir arasında yaşamaktadır. Mezopotamya, dünyanın kültür, medeniyet ve felsefenin merkezidir. Riyazî bilimlerin ilk gelişme gösterdiği yer bu iki nehir arası bölgedir." Dr. Ali Şeriati
Yazıya bu alıntı ile başlamamın nedeni yazdıklarımızı ve bizi ciddiye almayanlara karşı hiç kimsenin reddedemeyeceği bir referansla başlama isteğimizdir. Dr.Ali Şeriati İslam dünyasının önemli entelektüellerinden birisidir.
Yunan kültürüne geleceğiz fakat en başa dönelim.
Nuh Tufanı ile başlayalım.Tufanla ilgili bütün işaretler ve tufan sonrası bütün veriler tufanın Kürdistan’da ortaya çıktığını ve tufan efsanesinin bütün kültürlere ve dinlere buradan yayıldığını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Tufanın asıl kaynağı “Gılgamış” destanıdır.
Destanda tufanın kopacağı ve buna tedbir olarak birisinin gemi yaptığı uzunca bir bölümde anlatılmaktadır.
Sümerler ve Sümerce 20.yüzyılda icat edilen ve ortaya atılan bir kavim ismidir.Nereden geldikleri bilinmeyen ve birdenbire Mezopotamya’da dönemine göre en üst seviyede bir medeniyet inşa eden ve geldikleri gibi nereye gittikleri de bilinmeyen bir kavim olarak anlatılan ve adına Sümer denilen kavim Yukarı Mezopotamya’dan gelen Kürtlerin bizzat kendileridir.
Kürtlerin tarihini bilenler bırakın Sümerler dönemini günümüzde bile bir çok değişik özelliklere sahip kabilelerden ve değişik lehçelerden oluşan bir dil konuşan bir halk olduğunu göreceklerdir.
Bakın özellikle Türk tarihçileri Sümerleri Türklerle ilişkilendirmek için zorlayarak bazı kelimelerin ortak olduğunu iddia etmektedirler.
Peki Sümerce diye bilinen dilin özellikle en eski Kürtçe lehçeleriyle benzerlikleri,dilin yapısı ve diğer kültürel özellikler incelenmiş midir?
Dolayısıyla arkeologların ve tarihçilerin bir türlü içinden çıkamadığı problemi çözelim Sümerler diye “ayrı” bir kavim hiçbir zaman olmamıştır ve hiçbir tablette kendilerine “Sümer” adını takmamışlardır.Bu kavim Yukarı Mezopotam’dan Aşağı Mezopotamya’ya giden Kürtlerden başkası değildir.Ve tarihten de silinmemişlerdir.Tam aksine Mezopotamya uygarlığının içerisinde hala yaşamaya devam etmektedirler.
İşte Gılgamış Destanı ve Tufan mitolojisi tamamen Kürdistan kaynaklıdır.
Sadece Tufan değil aynı zamanda “ölümsüzlük” mitolojisi ve “iksiri” de Kürdistan kaynaklıdır.
Tarih Kürdistan’da Başlar!..
Tarih şimdilik kaydıyla “Sümer’de” başlıyorsa, o zaman doğru tabir şu olmalıdır “tarih Kürdistan’da başlar”…
Gelelim Nuh Peygambere ve tufana…
Yine hiç kimsenin itiraz edemeyeceği bir kaynağa başvuralım…
Kürtler’in tarihinin Hz. Nûh ve Tufan’la başladığını iddiâ eden isimlerden biri de, 20. yy’da İslam dünyasının yetiştirdiği en büyük düşünürlerden biri olan Pakistanlı ünlü İslam âlimi Mewlânâ Ebû’l- Âlâ el- Mevdudî (1903 – 79)‘dir. Üstâd Mevdudî, hem başyapıtı olan 7 ciltlik “Tefhîm’ul- Qûr’ân”adlı eserinde, hem de diğer kitaplarında, Nûh Tufanı’nın Kürdistan’da gerçekleştiğini belirterek Kürtler’in tarihini buradan başlatır. (Bkz. Ebû’l- Âlâ el- Mevdudî, Tefhîm’ul- Qûr’ân, Hûd sûresi tefsiri ve Araf sûresi tefsiri / ayrıca bkz. Ebû’l- Âlâ el- Mevdudî, Tarih Boyunca Tevhîd Mücadelesi ve Peygamber’in Hayatı) (Aktaran İbrahim Sediyani)
Mevdudi kolay kolay yabana atılacak birisi değildir.Şöyle ki Kuran tefsiri olan “Tefhimu’l Kur’an” şimdiye dek en çok satılan ve okunan kuran tefsiridir dünyada.
Gelelim maddi kanıtlara…
Geminin “Cudi” dağına oturduğunu bizzat Kuran belirtmektedir.
Cudi –“Yer bulmak” anlamına gelmektedir Kürtçe’de…
Halk arasında geminin Cudi Dağı’nın “Sefine” Tepesinde karaya oturduğuna inanılmaktadır.Bu yüzden burası günümüzde bile “ziyaret” olarak bilinmekte ve ziyaretçiler tarafından gidilmektedir.
Bu tepeye Süryaniler “Geminin Manastırı” adıyla bilinen bir tapınak inşa ederler.
Yine Süryaniler Cudi Dağı’na “Ture Kardu” Kürtlerin Dağı derler.
Sefine ise “Gemi” anlamına gelmektedir.
Devam edelim teologlar ve tarihçiler ve hatta Kuran’a göre gemide 80 insan bulunmaktaydı.
Gemiden çıkan insanlar “Heyşteyan” (Seksenler) adıyla bir köy kurarlar ve bu köy hala bu isimle Şırnak’a bağlı olarak bulunmakta ve yaşam devam etmektedir.
Nuh Peygamber’in mezarı Cizre’dedir ve ziyaretçiler tarafından ziyaret edilmektedir.
Cizre’nin bir mahallesinin ismi Nuh bir diğeri de Yafes’tir.Yafes Nuh Peygamber’in üç oğlundan birisinin ismidir.
Şırnak’ın gerçek ismi “Şehr-i Nuh”tur.
Süryaniler Şırnak’a “Şera Nuh” yani “Nuh’un İstirahatgahı” derler.
Cizre surları gemi biçimindedirler.
Normal koşullarda arkeologlar ve tarihçiler küçük bir çanak-çömlekten çok büyük teorilere ve sonuçlara ulaşmayı bilirler.
Peki yukarıda yazdığımız ve kalıntıları hala günümüze kadar gelen Nuh Tufanı ile ilgili bu kadar “maddi” kanıta rağmen neden bu sonuçlara ulaşmayı denemiyorlar?..
Cevap kesinlikle Kürdistan’ın kendi tarih yazımının şu veya bu nedenle “ihmal” edilmesi veya egemenlerin “resmi tarihinin” bizlerin kafasında çok fazla yer almasından kaynaklanmaktadır.
Bazı araştırmacılar geminin Ararat Dağı’da yani “Agiri” yani Ağrı Dağı’nda karaya oturduğunu iddia etmektedirler.
Bu tamamen Ararat Dağı’nın Ermenistan’a ait olması temelinde dillendirilen bir teorinin yansımasıdır.
Sabrederseniz Ermenilere de ileride geleceğiz.
Sümerler nasıl Yukarı Mezopotamya’dan gidenlerse, peki yüzyıllarca birlikte yaşadığımız Ermeniler kimler oluyor?..
O zaman biraz daha geriye gidelim…
Önce Hititler!..
Klasik tarih anlatımı tıpkı Sümerler gibi Hititlerin M,Ö 2000 yıllarında Anadolu’da büyük bir medeniyet inşa ettiklerini ve zamanla tarih sahnesinden çekildiklerini iddia etmektedirler.
On puanlık soru soracağım herkese…
Sümerler, Akadlar, Babilliler, Asurlar, Elamlar ve Hititler nereye kayboldular?..
Bu kadar büyük uygarlıklar ortaya çıkaran kavimlere ne oldu?..
Ve klasik tarih anlayışına göre bunlardan çok daha geri bir uygarlığa sahip olan Kürtler nasıl olur da hala tarih sahnesinden çekilmediler de o anlı-şanlı uygarlıklar tarihten kayboldu?..
Bırakın çok derin teorileri normal bir halk diliyle lütfen cevap verin…
Neden bu uygarlıkların hepsi yok oldu da Kürtler hala tarihteki yerlerini devam ettirmektedirler?..
İşte nedenini söyleyelim…
Boşuna tarih Kürdistan’dan başlar diye başlık atmıyorum…
Bu değişik isimlerle adlandırılan ve sanki değişik uygarlıklar gibi aktarılan bütün bu kavimlerin kökeni Kürdistan’dır.
Bu kavimlerin hepsi Kürdistan’dan etrafa yayılmışlardır.
Neden eski kavimlerin hiçbirisinin dili “Aramice” hariç günümüzde konuşulmamaktadır fakat Kürtçe hala canlılığını korumaktadır.
Anlatalım o zaman!..
Bütün eski kavimlerin dillerinin kökeni Kürtçe’dir.
Ama tek bir Kürtçe’den bahsetmiyorum.
Kürtçe’nin lehçeleri ve şivelerinden bahsediyorum…
Herkesin doğru bildiği bir yanlışı da hemen düzelteyim…
Kürtler etnik olarak Perslerden ve dil olarak Farsça’dan gelmemektedirler.
Tam tersine Persler Medlerden ve Farsça’da Kürtçe’den gelmektedir.
Uzun lafın kısası Mezopotamya topraklarında yaşayan eski kavimlerin tamamı Kürtlerin akrabalarıdır ve tarih sahnesinden çekilmemişlerdir.
Dilleri ve kültürleri evrilerek değişik kavimlere dönüşmekle birlikte bu eski kavimlerin “Kadim torunları” en çok günümüzde hala Kürdistan topraklarında yaşamaktadırlar.
Asuriler,Ermeniler,Süryaniler,Keldaniler, Ezidiler,Zerdüşler,Aleviler ve daha niceleri günümüzde neden en çok Kürdistan topraklarında yaşamaktadırlar?..
Sadece Kürtlerin dil,din ve mezhep alanındaki “hoşgörüleri” ile bu durum açıklanamaz.
Çünkü bu kavimlerin hepsi aslında “bizimkilerdir”…
Ve aslında kendi topraklarında yaşamaya devam etmektedirler.
Hititler konusuna gelecek olursak…
Diyelim ki klasik tarihin anlattığı gibi Hititler diye bir uygarlı yaklaşık 2000 yıl Anadolu’da varlığını sürdürdü ve sonra tarih sahnesinden ayrıldı.
Peki bunların komşuları kimlerdi?..
Doğu ve Güney komşuları günümüz Kürdistan toprakları değil mi?..
Üstelik Hititlerde tıpkı Sümerler gibi 20.yüzyılda ortaya çıkarılmış bir uygarlıktır.
İşte bütün sorun burada başlamaktadır.
20. yüzyılda ortaya çıkarılan bu uygarlıklar Kürdistan tamamen yok sayılarak bir yerlere “eklemlenmeye” çalışılmıştır.
Akadlar Araplara, Zerdüşt dini Perslere, Babilliler yine Araplara, Asurlura sahip çıkan olmamıştır, Sümerlere en çok Türkler sahiplenmekte Hititler ise “kimsesiz” kalmışlardır.
Çok önemli bir hatırlatma yapacağım…
Bizler yani Kuzeyliler tarihi Türkçe okumaktayız.
Ve onlar kime ne derse bizde öyle deriz…
İşte bu bizim her şeyi onlar gibi anlamamıza ve yorumlamamıza neden olmaktadır.
Hitit ismini Türkçe bilmekteyiz.Veya bazıları hızını alamayıp “Eti” derler.
Hititler kendilerine “Hitit” demiyorlardı…
Onların gerçek ismi “Hattilerdir”…
Şimdi sıkı durun!..
Herkes kafasındaki Kürdistan haritasını önce gözden geçirsin ve lütfen “genişletsin”…
Neden mi?..
Çünkü “Hattiler” bizleriz…
Yani bizim atalarımızdır.
Yani İç Anadolu’ya yerleşen ve orada “muhteşem” bir uygarlık tesis edenler bizimkilerdir.
Hatti ismi Kürtçe’de “gelenler” anlamına veya “geldiler” anlamına gelmektedir.Veya “gelenlerin ülkesi” de denilmektedir.
Peki kim bu gelenler? Ve sonra nereye gittiler?..
Hattiler Kürtlerin Anadolu’da kurdukları en önemli uygarlıklardan bir tanesidir.
Biraz daha temellendirelim…
Hattiler Kuzey’den gelen saldırılar sonucu İç Anadolu’dan çıkarılınca şimdiki Gaziantep bölgesinde daha küçük bir uygarlık olarak 700 yıl daha yaşamaya devam ederler.
Şimdi klasik tarih anlatımı olarak eski kavimlerin “ortadan kaybolması” teorisi mi size daha mantıklı geliyor yoksa bu uygarlıkların Kürdistan’da hala varlıklarını sürdürmesi mi daha mantıklı geliyor?..
Hattilerin bilinen önemli krallarından birisinin ismi “Hattuşili” dir. Yani “yağmuru getiren adam”…
Yetmediyse devam edelim…
Dünyanın en eski yazılı şarkısı “Kürtçe’dir” ve bu şarkıyı Hattiler yazmıştır.
Sümer ve Hitit tabletlerinin dili Kürtçe’nin eski lehçelerinin dilidir.
Ve iddia ediyorum arkeologlar ve dilbilimciler bu tabletleri okuma-yazma bilmeyen Kürt yaşlılarına okusunlar bizim yaşlılarımız hemen o tabletlerde yazılanların önemli bir kısmının anlamını onlara hemen söylerler.Araştırmacılar yıllarca boşuna bu tabletleri çözmek için o kadar kafa yordular.Çünkü kafalarında Kürdistan tarih yazımı bilinci olmadığı için Kürtçeyle bu tabletleri karşılaştırma gereği duymadılar ne yazık ki!..
Kaynaklar:
1- evliya Çelebi seyahatnamesi
2-Pakistanlı ünlü İslam âlimi Mewlânâ Ebû’l- Âlâ el- Mevdudî (1903) 7 ciltlik Tefhîm’ul- Qûr’ân’a isimli eserinde,
3-Araştırmacı Yazar ve Gazetesi olan Faruk Arslan’ın aktardıklarına göre,
4-Ermenî tarihçi Miğdisî, eserlerinde
5-Dr. Ali Şeriati
6-sediyani haber.