18/07/2026
RİDADE, NATO ve ÇİFT BAŞLI KARTAL...
Braudel, zamansız eseri Akdeniz kitabında dağlardan şöyle bahseder: "Dağ olağan olarak, kentlerin ve alçak alanlardaki ülkelerin yarattığı bir şey olan uygarlıkların dışında kalan bir dünyadır. Dağın tarihi, uygarlığa uzak olmasından, aslında yavaşça geçen büyük uygarlaştırıcı akımların genellikle kıyısında kalmasından ibarettir. Yüzeysel ve doğrusal olarak uzaklara yayılma yeteneği olan uygarlıklar, dikey olarak ilerlemek noktasında güçsüz kalırlar ve birkaç yüz metrede engellerle karşılaşırlar."
Bu yaz İstanbul Abhaz Kültür Derneği Ridade ekibi olarak, başka bir dağlı halkın başkentine, Tiran’a festivale gittik. Tanrı'nın sadece Akdeniz, Balkanlar, Kafkasya ve Latin Amerika halklarının ruhunu dikerken kullandığı o k*maşın, biz oraya iner inmez çekildiğini hissettik.
Organizasyona Türkiye’den geldiğimizi ifade etmemize rağmen Türkiye’den gelen başka bir ekip olduğunu, ancak bizleri orada Abhazya olarak görmek istediklerini söylediler. Yönetim ile bunun bir sorun yaratmayacağı konusunda mutabık olduktan sonra teklifi kabul ettik. Lakin bu teklif, birkaç hafta sonra Düzce’de, köyde balkonda babamla otururken bana gelen bir telefonla başlayıp, bizleri bütün festival süreci boyunca takip edip teğet geçen bir diplomatik krizin ayak sesiydi.
Festivalden sadece iki gün önce organizasyonun Instagram’daki Ridade paylaşımlarını kaldırmasının sebebini sormamız üzerine, Dışişlerinden gelen diplomatik bir baskı üzerine sosyal medyadan Abhazya ismi geçen tüm paylaşımların kaldırılması, Kültür Bakanlığından bize ayrılan ödeneğin geri alınması derken festivale kabul edilmemeye kadar uzanan bir engeller dizisi önümüze serildi. Sadece bir politikacının ağzına yakışacak bir üslupla kibarca “Gürcistan olarak katılırsanız her şey çözülür” dediler. Gürcistan’ın herhangi bir şekilde bizimle anılması durumunda sahne almayacağımızı organizasyona ilettikten sonra bir ülke adı olmadan sadece Ridade olarak Abhazya bayrağıyla katılmak üzere uzlaştık. Sağ olsunlar, beklenmeyen bir şekilde sahnede de bizi Abhazya olarak anons ettiler. O an için, Arnavutluk’ta herhangi bir Gürcü diasporası ve elçiliği bulunmadığından, bu baskıyı halihazırda Ankara’daki NATO zirvesinin davetlilerinden biri olan Arnavutluk'un AB entegrasyon sürecinde ayaklarına diken batırmamak için kerameti kendilerinden menkul bir şekilde dayattığını sanıyorduk.
Tiran’a vardığımızda Trump’ın damadı Jared Kushner’ın istihdam ve sermaye sözü karşılığında ülkenin güneyinde doğasıyla müstesna bir adayı tarumar ederek, Nepalli kadınların ucuz emeğiyle, Kuzey Avrupa ve Amerikalılara deniz, k*m, güneş, k*mar ve seks turizmine alan açacak bir projeye karşı Arnavutluk halkının silahlı direnişinin başkente sıçradığına tanıklık ettik. Taşralı halkın bu omurgalı tutumunun tam aksine, protestolar başkente sıçradığında aniden liberal bir sosla süslenip içi boşaltılarak bağlamını yitirmiş, sanki ülkedeki istikrarsızlığın sebebi Avrupalı efendileri değilmiş gibi, hala onlardan daha çok demokrasi dilenen bir güruh vardı. Tahmin edeceğiniz üzere bu insanlar toplumun görece iyi eğitimli, hoş giyimli, cool ve sesleri en çok yabancı dilde çıkan tipleri. Düzen partileri de AB fonlarının hangi ailelere peşkeş çekileceğinin pazarlığının “hangimiz daha AB’ciyiz” diye kapışan soytarılardan ibaret anladığım kadarıyla. Bu da, eğer henüz farkında değilseniz bile tattığınız ortak bir histir.
Festivalin başından itibaren bulunduğumuz her yerde olduğumuz gibi yine ev sahibiydik. After partilerde her türlü aşırılığın kıvılcımını sürekli ateşlememize rağmen, bizim her aşkımız gibi, festivale olan aşkımız da platonikti. Diğer dünya halkları bizimle aynı yaşam coşkusunu paylaşamadılar. Dengimizi bulamadık, mukadderat diyelim. Seremonide bize üçüncülük diye Yalova kaymakamından hallice birinden ucuz bir plaket verildi. Gösteriden sonra otele döndüğümüzde organizatör beni kenara çekip bizim aşikar bir şekilde birinci olduğumuzu ancak Roma ve Bakü’deki Gürcü Büyükelçiliğinin Arnavutluk Dışişleri Bakanı ile temasa geçtiğini, bizim görünürlüğümüzü mümkün mertebe her yerden silmeye çalıştıklarını fıçının dibinde kalan gururunun yettiği kadar mahcup görünecek şekilde itiraf etti.
Neticede büyük bir ihtimalle festival, AB fonlarının pay edilmesi için kurulan bir sahneydi. Gelen ekipler göstermelik bile olsa gereken samimiyetsiz bir nezaketten çok uzak bir özensizlikle ağırlanıp, mayın eşeği gibi sahneye sürüldü. Ödülde zaten gözümüz yoktu, sadece eğlenmek istemiştik, hevesimiz kursağımızda kaldı. Gürcistan ne kadar uğraştıysa da, birçok kişi hayatında ilk defa Abhazya bayrağını gördü. Arnavutlar, Enver Hoca'nın 1999 yılında NATO’nun 74 gün boyunca Yugoslavya’yı bombalamasından 27 yıl önce olası bir NATO saldırısına karşı yaptırdığı yer altı barınaklarını anti-komünizm müzesine çevirmiş, €5 karşılığında ne kadar özgür olduklarını anlatıyorlar. Biz, hevesini kimsenin söndüremeyeceği beş arkadaş Telli Turnam dinleyerek Karadağ’a gidiyoruz. Balkanların taşrasının insanın gönlünde karanfil açtıran bir güzelliği var. İnsan kendini Akyazı’da hissediyor.
Kotor, 17 Temmuz 2026
-Jan Perit Aydemir-
https://www.facebook.com/share/p/1EXr8PPwnj/?mibextid=wwXIfr