Onder Ozar

https://www.youtube.com/watch?v=1DZtoHVGXLc
13/05/2026

https://www.youtube.com/watch?v=1DZtoHVGXLc

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye-Kazakistan Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Toplantısı ve Türk Devletleri Teşkilatı Gayriresmi Zirvesi'ne katılmak ü...

13/05/2026

AKP iktidarı, yok hükmündeyse
12 Mayıs 2026 00:01
Arslan BULUT
[email protected]

Prof. Dr. Örsan Öymen, “Mutlak butlan!” başlıklı yazısında “AKP hükümeti mutlak butlan arayışı içindeyse, öncelikle aynaya bakmalıdır. ‘Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine’ geçilmesi, yasalara aykırı biçimde referandumdaki mühürsüz oyların geçerli sayılmasıyla gerçekleştiğine göre, referandum mutlak butlandır.

Bu durumda, referandumdaki değişikliklere bağlı olarak gerçekleşen tüm cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimleri ve alınan tüm hükümet kararları mutlak butlandır. CHP kurultayı için mutlak butlan kararı da ancak, anayasanın 138. maddesinin ihlal edilmesiyle çıkabileceği için, bu kararın kendisi de mutlak butlan olacaktır. Madem mutlak butlan, hodri meydan! CHP bunları söyleyebilmelidir!” diye yazdı.

***

Mutlak butlan, bir hukuki işlemin, baştan itibaren hükümsüz olmasıdır. İşlem kurulmuş olsa bile hukuki sonuç doğurmaz, ölü doğmuş sayılır ve sonradan geçerli hale getirilemez.

Başından itibaren 2027 ( 2017 olmalı) referandumunun, oylama devam ederken, mühürsüz oyların geçerli sayılması sebebiyle yok hükmünde olduğunu yazdım... Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk, “Şimdi 100'e yakın hukuk fakültesi var, YSK'nın 2017 referandumunda mühürsüz oyları geçerli saymasına karşı hiçbirinden ses çıkmadı. Oysa bugün Türkiye, o yok hükmündeki karara bağlı olarak yönetiliyor. Bu oylama yok hükmünde olduğu için yeniden yapılmalıydı.” dedi.

Selçuk, daha önce de “Sadece referandum değil, Meclis'teki Cumhurbaşkanlığı sistemiyle ilgili oylama da hukuken geçersizdi. Çünkü Cumhur İttifakı'na mensup iki partinin milletvekilleri, gizli oylama esas olduğu halde görevlendirilmiş milletvekilleri tarafından, oy kabinleri başında, kabul oyu verdiklerini ispat etmeye mecbur edilmiştir!

Evet atı alan Üsküdar'ı geçmiştir ama at çalmak meşru bir iş değildir ki geçerli kabul edilsin! Milletvekillerinin oylarına bile müdahale edilen bir uygulamadan, mühürsüz yani geçersiz oyların geçerli sayılmasına kadar bütün işlemler, yok hükmündedir.” demişti.

Selçuk, bana yazdığı mektupta da “CHP, gayrimeşru iktidar kurulmasına yeterince direnmiş olsaydı, o gayrimeşru iktidar, hiçbir zaman yargı eliyle hukuku çiğnemeye kalkışamayacaktı. Bu konuda hukukun dediği şudur: Yüksek Seçim Kurulunun mühürsüz oyları geçerli sayan kararı, ne yazık ki, ‘yetki yağması’yla sakat, bu yüzden de hukuk dünyasında hiç ama hiç doğmamıştır. Bu yüzden sıradan ve başka işlemlere gerek duyulan bir ‘geçersizlik’ yaptırımı değil, ‘yokluk’tur. (keenlemyekün, olmamış/yaşanmamış, inexistence, inesistenza). Dolayısıyla günümüzde yaşanan rejim, hukuk açısından asla meşru değildir.” diye yazmıştı.

***

Nitekim iktidarın meşru olmadığını bilen ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, “Başkanımız 'Bundan bıktım, ilişkiler düzeyinde cüretkâr bir adım atalım ve ihtiyacı olanı verelim' dedi. ‘Tamam sayın başkan, neye ihtiyacı var?' diye sorduğumda 'meşruiyet' dedi; ‘Mesele sınırlar, S-400 ya da F-16'lar değil. Mesele meşruiyet. Erdoğan 71 yaşına geldi. Türkiye bir demokrasi ama otoriter gibi...’ Başkan Trump, dahice bir şekilde 'çözüm olarak ona meşruiyet vermeliyim' dedi. Şu an bu oluyor. Bence bunun sonucunda büyük değişiklikler göreceksiniz." diye konuşmuştu.

Trump, vereceği meşruiyet karşılığında Erdoğan’dan Rusya ile alışverişi kesmesini istemiş, 200 Boeing uçak satmak için söz almıştı. Ayrıca Türkiye’nin 20 yıl içinde ABD’den 43 milyar dolarlık sıvılaştırılmış gaz alması için anlaşma imzalanmıştı. Erdoğan, Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması konusunda da söz vermişti.

***

1961 Anayasası'nın "Başlangıç" bölümünde "Tarihi boyunca bağımsız yaşamış, hak ve hürriyetleri için savaşmış olan; Anayasa ve hukuk dışı tutum ve davranışlarıyla meşruluğunu kaybetmiş bir iktidara karşı direnme hakkını kullanarak 27 Mayıs 1960 Devrimini yapan Türk Milleti" denilmiştir.

İktidar meşru yollarla kurulmamışsa veya meşruiyetini sonradan kaybetmişse, meşruiyetini dış güçlerin desteğiyle sağlıyorsa, önce Brüksel’in sonra Washington’un şefaatine sığınmışsa, ayakta kalmak için ülkenin kaynaklarını devretmek gibi her türlü yola başvurabilir. Şimdi yaşanan budur. Maden şirketlerine 386 bin ile 400 bin arama ruhsatı vermek gibi...

Butlanla tehdit edilen CHP, “en iyi savunma saldırıdır” diyorsa, öncelikle iktidarın meşruiyetini sorgulamalıdır.

12/05/2026
12/05/2026

Gazete Dağıtıcısı Çocuklar Grevde
Gürsel Demirok - 12 Mayıs 2026

1 Mayıs'ta Türkiye'de Emek ve Dayanışma Bayramı'nı kutladıktan sonra İngiltere'ye geldim. Türkiye'de 1 Mayıs'ta insanlarımız meydanlarda yumruk sallamış, “hak, hukuk, adalet” diye bağırmıştı. El ele, omuz omuza, dayanışma içinde. Londra’da ise gazete dağıtıcısı çocukların grevi ile karşılaştım. Tümü yumrukları havada “grev”, “grev” diye bağırıyordu. Onlar da el ele, omuz omuza, tam bir dayanışma içinde, özgüvenle.

Torunum Ella'nın da yer aldığı “Gazete Dağıtıcısı Çocuklar” (Newsies) adlı Broadway müzikali bir oyundan söz ediyorum. Londra'ya gelme nedenlerinden biri de, oyunun önde gelen birkaç oyuncusundan biri olan Ella’yı oyunda seyretmekti. Ella’nın ileriki yıllarda başarılı bir sanatçı olacağına inanıyorum.

Oyun, Ella’nın da devam ettiği okulun gösterimlerinden biriydi. Müzikal oyunda on bir yaşlarında kız ve erkek 80 öğrenci yer alıyordu. Okulun salonunu dolduranlar da çocuklarının performansını heyecanla ve merakla izlemeye gelen velilerdi. Oyun, gerçek bir olaydan esinlenmişti.

Oyun, 1899 tarihinde New York City’de yaşanan Newsboys' Strike of 1899’na dayanıyor. Karizmatik bir gazete dağıtıcısı çocuk, yetimlerden ve evden kaçanlardan oluşan gazete dağıtıcısı çocuklara liderlik eder. Gazete dağıtıcısı çocukların zor yaşam koşulları ve aralarındaki dayanışma gözler önüne serilir.

“Gazeteyi manşetler satmaz, gazeteci çocuklar satar.

Gazeteci çocuklar sayesinde insanlar gelişmelerden haberdar olur” diyen karizmatik lider, çocukların güvenine sahiptir.

Rakiplerini geride bırakmak isteyen güçlü gazete sahibi, dağıtıcıların yüz gazete için ödemesi gereken fiyatı 50 sentten 60 sente çıkarmaya karar verir. Fiyat artışına öfkelenen çocukların lideri, bir sendika kurmak ve greve gitmek için gazete dağıtıcılarını bir araya getirir. Dağıtıcılar protesto düzenler, ancak güçlü gazete sahibi, grevi şiddet kullanarak kırmak için adamlarını ve polisi gönderir. Kavga ve kaos ortamında çocuklar şiddete maruz kalır. Bazı çocuklar, kötü şartlar içinde yaşanılan ıslah evine gönderilir.

Protestoların başarısızlığı ve kayıplar, çocukların liderinin moralini bozar. Neredeyse pes etmek üzeredir. Ancak mücadeleye devam etme kararı verir. Grevle ilgili haber, bir başka gazetenin ilk sayfasında yer bulur ve dağıtıcılara yeniden güç verir. Dağıtıcılar, diğer semtlerdeki dağıtıcıların desteğini almaya çalışırlar. Birbirleriyle kavga etmeyi, grev kırıcıları dövmeyi bırakıp, akıllarını kullanmaya karar verirler.

Grevle ilgili haberi yazan gazeteci, dağıtıcılara güçlerinin bilincinde olmaları gerektiğini öğütler. Çocuklar, gazetecinin yardımıyla grevin ayrıntılarını anlatan ve sığınma barınağındaki korkunç koşulları ifşa eden bir gazete yayımlarlar ve her yere dağıtırlar. Bu gazeteyi okuyan şehrin diğer semtlerindeki dağıtıcılar da greve katılır. Gazete sahibine tepki büyür.

Köşeye sıkışan gazete sahibi pes eder. Adil bir anlaşma olur. Sığınma barınağındaki çocuklar serbest kalır. Barınak müdürü tutuklanır. Oyun, herkesi mutlu edecek şekilde son bulur.

Oyun, veliler tarafından büyük beğeni ve alkışlarla karşılandı. Başta okul müdürü ve drama öğretmeni olmak üzere, oyunda emeği geçen herkes kutlandı. Benim için ise en etkileyici hususlardan biri; güçlü sosyal mesajlar içeren, çocuk işçilerin haklarını savunan, açgözlü patronları eleştiren oyunun, 80 kız ve erkek, on bir yaşındaki öğrenciler tarafından çok başarılı bir şekilde sergilenmesi oldu.

Kutladığım okul müdürü, sorum üzerine oyunun drama öğretmeni tarafından seçildiğini, kendisinin herhangi bir müdahalesi olmadığını söyledikten sonra, “Çeşitli temalara sahip çok sayıda yapım ortaya koyabiliyoruz; ancak sınırlarımızı biliyoruz. Siyasi görüşlerde aşırıya kaçmamaya, terörizme alet olmamaya ve her zaman dengeli olmaya özen gösteriyoruz” dedi.

Öte yandan, oyunda tasvir edilen açgözlü gazete patronunun kim olduğunu merak eden olabilir. Yazayım, ünlü Joseph Pulitzer. Adı bugün gazetecilik ve edebiyat dünyasının en prestijli ödülü olan Pulitzer Prize’ne verilen kişi.

19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında Pulitzer, United States'ın en güçlü adamlarından biriydi. New York World gazetesinin yayıncısı olarak son derece rekabetçiydi. O ve rakibi William Randolph Hearst, sık sık “sarı gazetecilik” yaparlardı; yani daha fazla gazete satmak için sansasyonel, abartılı manşetler kullanırlardı (1899'da dağıtıcı çocuklara yönelik fiyatları artırmasına neden olan şey de tam olarak budur).

Pulitzer, hayatının ilerleyen dönemlerinde gazetecilik mesleğini yüceltmek istedi. 1911'de öldüğünde, vasiyetiyle Columbia University'ne 2 milyon dolarlık devasa bir bağış bıraktı. Onun parası, Columbia Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü'nü kurmak ve Pulitzer Ödülleri'ni yaratmak için kullanıldı. İlk kez 1917'de verilen ödüller; gazetecilik, edebiyat ve müzik bestesi alanlarındaki mükemmelliği onurlandırmak için tasarlandı.

Bu, tarihin büyüleyici bir ironisi! İzlediğimiz “Newsies” müzikalinde Pulitzer ana kötü karakterdir; birkaç kuruş fazladan kâr elde etmek için çocuk emeğini sömürmeye istekli, acımasız bir iş adamı. Ancak bugün onun adı, dünya çapında gazetecilik dürüstlüğünün, kamu hizmetinin ve yüksek kaliteli yazarlığın nihai sembolü olarak tanınmakta.

22/03/2025

İmamoğlu ve İBB’yle ilgili 560 milyar iddiasına yanıt: Bin 200 denetimde temiz çıktı!

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) açılan iki soruşturma kapsamında106 kişi hakkında gözaltı kararı verilirken aralarında Ekrem İmamoğlu ile belediye başkanları ve İBB yöneticilerinin olduğu 87 kişi gözaltına alındı.

Cumhuriyet - Erdem Öktem / Muhabir20 Mart 2025 Perşembe, 16:37

Operasyonların ardından konuya ilişkin birçok iddia iktidara yakın medya organları tarafından dile getirildi. Trol hesaplar da bu iddiaları gündeme taşıdı. İBB bütçesinden bir ayda '560 milyar liralık' yolsuzluk ve zimmete para geçirildiği iddiası bunlar arasında en öne çıkan oldu.

Ancak İBB’ye yönelik İmamoğlu döneminin başladığı 2019 yılından itibaren yapılan resmi denetimler ve Sayıştay raporlarında bu iddiaların hiçbirisi yer almadı. Konun arka planını Sayıştay raporlarında neler yazıldığı ve denetim raporlarında ortaya çıkan durumu Ekonomist, Şişli Meclis Üyesi ve İBB Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Oğuz Demir’le konuştuk.

Demir, İBB’ye yönelik 560 milyar liralık yolsuzluk iddiasının hukuki ve mali olarak gerçekleri yansıtmadığını belirterek, “Akla, vicdana ve hukuka aykırı” dedi.. Demir "Birincisi, soruşturma dosyasında bir gizlilik kararı var. Peki, gizlilik kararı olan bir dosyada bu rakamı kim nereden biliyor? Bir iddia varsa, hukuki yollarla incelenmelidir. Ama burada hukukun dışına çıkılıyor, kamuoyu önceden manipüle edilmeye çalışılıyor," dedi.

BU MANTIKSIZ BİR İDDİA
Oğuz Demir, iddialara rakamlarla yanıt vererek, "2019-2024 yılları arasında İBB’nin kullandığı toplam bütçe 471 milyar lira. Yani iddia edilen 560 milyar liralık yolsuzluk, belediyenin 5 yıllık toplam harcama bütçesinden bile fazla. Peki, İBB bu süre zarfında 95 bin personelin maaşını, metro projelerini, altyapı yatırımlarını, şehir hizmetlerini nasıl karşıladı? Bu mantıksız bir iddia" diye konuştu.

'BİN KERE DENETLENMİŞ BİR KURUM BU YOLSUZLUĞU NASIL GİZLEYEBİLİR?'
Demir, İBB'nin 2019-2024 arasında bin 200'den fazla denetimden geçtiğini, Sayıştay ve müfettiş raporlarında böyle bir yolsuzluğun tespit edilmediğini belirtti ve "Eğer böyle bir usulsüzlük varsa, neden bu denetimlerde ortaya çıkmadı? Yıllarca AK Parti ve MHP’nin meclis çoğunluğunda olduğu bir yapıda, önerge ve sorgulama hakkı olan muhalefet temsilcileri neden böyle bir iddiayı o zaman gündeme getirmedi?" diye sordu.

İMAMOĞLU HEDEFTE
Demir "31 Mart 2024 seçimlerinde halkın büyük desteğini alan Ekrem İmamoğlu’na karşı bir itibarsızlaştırma kampanyası yürütülüyor. Ama halk görüyor ve gerçeği biliyor," dedi. Doç. Dr. Oğuz Demir, iddiaların gerçekçi olmadığını, olayın manipüle edildiğini vurgulayarak, İBB'nin her kuruşun hesabını vermeye hazır olduğunu belirtti. Demir, "Halkın iradesine ve hukuk devletine zarar veren bu gibi manipülatif iddialar, halk tarafından da fark edilecektir. Gerçekleri saptırmaya yönelik bu girişimler, kamuoyunda karşılık bulmayacaktır. " dedi ve İBB'deki bütçe yönetiminin şeffaf ve hesap verilebilir olduğunu vurguladı.

09/02/2025

CHP’de aday seçim süreci hızlandı, Erdoğan ve Kılıçdaroğlu sertleşti

Yazar: YetkinReport / 08 Şubat 2025, Cumartesi / Oda: Siyaset

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Ankara’da Çankaya Belediyesi Zübeyde Hanım Sosyal Tesislerinde düzenlenen Türkiye Kent Konseyleri Platformu 32. Genel Kurulunda konuştu. CHP lideri Özel, basın mensuplarının gündeme dair sorularını da yanıtladı. (Foto: CHP)

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) cumhurbaşkanı adayının belirlenmesi için yapılacak ön seçim hazırlıkları hızlanırken, eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanı sıra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti kanadından gelen eleştirilerle siyasi atmosfer ısınıyor.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 9 Şubat’ta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ile üçlü bir zirve yapacak. 10 Şubatta ise Parti Meclisi toplantısında ön seçim için yol haritasının belirlenmesi bekleniyor.

CHP yönetimi erken seçim için baskı yapmaya devam ederken Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti kanadından da ana muhalefet partisine eleştiriler sıklaştı.

Erdoğan ve Kılıçdaroğlu eleştiride birleşti: “Şaibeli kurultay”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Manisa’daki konuşmasında CHP’de seçimlerin ardından gelen yönetim değişimine işaret ederek “Şaibeli bir kurultayla Bay Kemal’i partiden tehcir ettiler,” dedi.

Erdoğan, “Yeni genel başkana siyasette rekabeti daha yapıcı şekilde yapması için bir şans tanıdık. Ancak geriliminden beslenen ana muhalefet içerisindeki vesayet odakları buna tahammül edemedi” dedi.

Partisinin İstanbul 8. Olağan İl Kongresi’nde konuşan Erdoğan’ın bu kez hedefinde İmamoğlu vardı.

İBB Başkanı’na isim vererek yüklenen Erdoğan, “Gelirken bilboardlar gördüm; neymiş İstanbul’u konutlarla donatmışlar. Bizim 23 yılda yapamadığımız onlar 5 yılda yapmışlar. Böyle bir şey gördünüz mü var mı bu tür konutlar? Ey Ekrem efendi sen bunları delillendir, ispat et, bak bakalım Erdoğan ne yapıyor,” dedi.

Eski CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, parti içi değişim sürecini ve cumhurbaşkanlığı adaylığı için yönetimin adımlarını sert sözlerle eleştirmeye devam ediyor. “Yol arkadaşınızın size ihanet etmemesi gerekir” sözleriyle parti yönetimine mesaj gönderen Kılıçdaroğlu, kurultay sürecindeki tutumu da eleştirdi.

Kılıçdaroğlu, “Siyasette etik, ahlaki değerler, güven çok önemlidir. Bu güveni yüz yüze tartışmanın ötesinde arka kapıdan tartışılarak farklı bir yol yürünmesi doğru değil” değerlendirmesinde bulundu.

Özel ve İmamoğlu’ndan yanıtlar
CHP Genel Başkanı Özel, hem Erdoğan’ın hem de Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarına temkinli yanıtlar verdi.

Özel, Erdoğan’ın “şaibeli kurultay” iddialarına ilişkin, “14 yıldır sayın Erdoğan bundan önceki kurultayımıza da olmadık şeyler söylüyordu. Bir gün cevap verdik mi, Kemal Bey bir gün cevap verdi mi? Buna cevap mı verilir?” dedi.

Özel, yarınki üçlü görüşme öncesi, “Ekrem Başkan ile Mansur Başkan’ın Türkiye’ye umut veren, birbirlerinin elini havaya kaldırdığı fotoğraf değişmez. O fotoğraftan bir adım geriye gidersek Türkiye’ye diz çöktürecekler” diyerek birlik mesajı verdi.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ise Erdoğan’ın eleştirilerine, “Cumhurbaşkanı’nın tek derdi bugün yine icraatlarımız olmuş” diyerek yanıt verdi.

İmamoğlu, Erdoğan’ı Gazze konusundaki tutumu üzerinden eleştirerek, “Kendisine tavsiyem; dokunulmazlığı olmayan bana karşı gösterdiği istikrarlı sertliğin benzerini, ‘Gazze, ABD toprağı olacak.’ diyen ABD Başkanı’na da gösterebilmesi. 2 yıldır hamiliğine soyunduğunuz Gazze için, 3 gündür bu iddialı sözlere tek kelime etmediniz,” dedi.

Erken seçim tartışmaları
CHP yönetimi, eleştirilere rağmen erken seçim çağrılarını sürdürüyor.

Özel, “14 bin 500 emekli maaşı alan bir emekliye Erdoğan’ın aday olamayacağı bir seçim için 3 yıl daha bekleyeceğiz diyemiyorum, 22 bin lira asgari ücret verilmiş, 20 bin lira ev kirası, bir asgari ücretliye ‘dur, bir 3 sene daha sabret, Erdoğan’ın aday olma şansı yok’ demek istemiyorum” diyerek erken seçim isteklerini gerekçelendirdi.

CHP’de 10 Şubat’ta yapılacak Parti Meclisi toplantısında ön seçim takvimi netleşecek. Yaklaşık 1.6 milyon parti üyesinin katılımıyla gerçekleştirilecek ön seçimin Mart sonu veya Nisan başında tamamlanması planlanıyor. İl ve ilçe merkezlerinde kurulacak sandıklarda, YSK seçimlerindeki gibi mühürlü oy pusulaları ve zarflar kullanılacak.

İmamoğlu, ön seçim kararını “tarihi bir demokratik devrim” olarak nitelendirirken, Yavaş daha temkinli bir yaklaşım sergiliyor. Yavaş, “Her şeyden önce aday belirlemenin çok erken olduğu düşüncesindeyim. Seçim tarihi belli değil. O zamana kadar Türkiye’de şartlar değişir, her şey değişir” değerlendirmesinde bulundu.

İBB Başkanı İmamoğlu hakkında yürütülen soruşturmalar, siyasi atmosferi germeye devam ediyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturmalar kapsamında İBB’nin çeşitli ihalelerinin ve personel alımlarının incelendiği belirtiliyor. CHP yönetimi, bu soruşturmaların siyasi motivasyonlu olduğunu ve yerel seçimler öncesi muhalefete baskı amacı taşıdığını savunuyor.

RTÜK medyayı uyardı: “Çok fazla olumsuz haber yapılıyor”Yazar: YetkinReport /  08 Şubat 2025, Cumartesi /  Oda: SiyasetR...
09/02/2025

RTÜK medyayı uyardı: “Çok fazla olumsuz haber yapılıyor”

Yazar: YetkinReport / 08 Şubat 2025, Cumartesi / Oda: Siyaset

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) medya kuruluşlarını gereğinden fazla olumsuz haber yayınlayarak “vatandaşları karamsarlığa düşürdüğü” gerekçesiyle uyardı, üst sınırdan yaptırım uygulanacağını belirtti.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) medya kuruluşlarını gereğinden fazla olumsuz haber yayınladığı gerekçesiyle uyardı, üst sınırdan yaptırım uygulanacağını belirtti.

Uyarıya paralel olarak Milli Savunma Komisyonu’ndan geçen Siber Güvenlik Yasası ile basın özgürlüğü tartışmaları bir kez daha alevlendi.

“Olumsuz haber” uyarısı
RTÜK, 8 Şubat’ta yaptığı yazılı açıklamada ana haber bültenlerinde çok sayıda olumsuz haber yayınlanarak “olumlu olaylar olmadığı algısı yaratıldığı” gerekçesiyle medya kuruluşlarını uyardı.

Kurul, ülkede “olumlu olaylar olmadığı algısı yaratılarak vatandaşların karamsarlığa ve yalnızlığa düşürüldüğünü” öne sürdü.

Açıklamada, “ülkemizde enerji, savunma sanayi, yerli ve millî teknoloji, sanat, kültür ve spor olmak üzere birçok alanda başarılı çalışmalar ortadayken, karamsarlık aşılayan ‘yandık’, ‘bittik’, ‘mahvolduk’ haberciliğinin kimseye bir faydası da yoktur,” ifadelerine yer verildi.

Üst kurul, ana haber bülteni sunucularını da uyardı, gazetecilerin “olaylar karşısında kendi siyasal görüşlerini de içeren maksatlı yorum ve analizlerde bulunduğunu” belirtti.

RTÜK, 6112 sayılı Kanun kapsamında yaptırımların en üst sınırdan uygulanacağı uyarısında bulundu.

Siber Güvenlik Yasası
RTÜK’ün açıklamasına paralel olarak Siber Güvenlik Yasası, muhalefet partilerinin itirazlarına rağmen Milli Savunma Komisyonu’nda kabul edildi.

TBMM Genel Kurulu’nda görüşülecek olan yasa teklifi özellikle “veri sızıntısı olmadığı halde veri sızıntısı yapılmış gibi içerik oluşturma” eylemini suç kapsamına alıyor ve bu suça iki ila beş yıl arasında hapis cezası öngörüyor.

Yasa teklifinin en çok tartışılan yönü, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kurulan Siber Güvenlik Kurulu Başkanlığı’na verilen geniş yetkiler. Başkanlık, hakim kararına ihtiyaç duymaksızın arama yapabilme, ev ve işyerlerine girme ve kişisel bilgileri kopyalama gibi olağanüstü yetkilere sahip olacak.

Muhalefet, yasayı sert bir şekilde eleştiriyor. CHP’li Süleyman Bülbül, düzenlemenin basın hürriyetini, ifade özgürlüğünü ve özel yaşamın gizliliğini tehdit ettiğini belirtiyor. Özellikle Kurul Başkanı’na verilen yetkilerin keyfi kullanıma açık olduğu ve muhaliflere karşı baskı aracı olarak kullanılabileceği endişesi dile getiriliyor.

RTÜK’ün tam açıklaması
“Kamuoyuna ve Yayıncılarımıza Önemli Duyuru!

RTÜK izleme uzmanları tarafından yapılan incelemelerde, ana haber bültenlerinde çok sayıda şiddet içeriğine yer verildiği ve haber sunucularının tarafsızlıktan uzak, maksatlı yorumlar yaptığı tespit edilmiştir.

Haber bültenlerinde şiddet içerikli görüntü ve seslerin dışında yayınlanan haberlerde de ülkemizde “olumlu olaylar” olmadığı algısı yaratılıp vatandaşlarımızın karamsarlığa ve yalnızlığa düşürülmek istendiği görülmektedir.

Yayıncı kuruluşlarımızın, haber içeriklerinde editoryal bağımsızlıkları bulunmaktadır. Ancak bu bağımsızlık kamu yararı, toplum huzuru ve toplumdaki güven ortamını zedelemeyecek şekilde çalışmayı gerektirmektedir.

Ülkemizde enerji, savunma sanayi, yerli ve millî teknoloji, sanat, kültür ve spor olmak üzere birçok alanda başarılı çalışmalar ortadayken, karamsarlık aşılayan “yandık”, “bittik”, “mahvolduk” haberciliğinin kimseye bir faydası da yoktur.

Bir diğer önemli husus ise ana haber sunucularının olaylar karşısında kendi siyasal görüşlerini de içeren maksatlı yorum ve analizlerde bulunmalarıdır. Tarafsızlıktan uzak, bir siyasi partinin temsilcisi gibi yapılan yorumlar ve analizler gazetecilik etik ilkeleriyle bağdaşmamakta, gazetecilik mesleğine de büyük zarar vermektedir.

6112 sayılı Kanunumuz çok açıktır ve her yayıncı kuruluş bu kanunda belirtilen kurallara uymakla mükelleftir. Genel izleyici saatinde gençlerimizin, çocuklarımızın fiziksel ve ruhsal gelişimini olumsuz etkileyen, şiddeti yaygınlaştıran, özendiren, kanıksatan, suç ve suçluyu öven, tarafsızlık ilkesini hiçe sayan yayıncı kuruluşlarımıza kanunun bize verdiği yetki doğrultusunda gerekli yaptırımlar en üst sınırdan uygulanacaktır.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

RTÜK - Radyo ve Televizyon Üst Kurulu. Radyo ve Televizyon yayınlarının ilgili kanun ve yönetmeliklere göre yapılmasını düzenleyip denetleyen kurulun Resmi Web Sitesidir.

17/10/2024

Hüseyin Macit Yusuf
17 Ekim 2024 / 00:01
New York görüşmesinin getiri ve götürdükleri!

KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Anavatan Türkiye ile yapılan istişare neticesinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri (BMGS) Guterres’in davetini kabul ederek,15 Ekim akşamı New York’ta gayriresmi yemekte Enosisçi, Eokacı, Türk düşmanı faşist Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) Lideri Nikos Hristodulidis ile yemekte buluştu.Taraflar arasında ortak zemin olmadığı bir dönemde Rum-Yunan ikilisi ve destekçileri AB, ABD ve İngiltere’nin baskılarıyla gerçekleşen yemek bizim açımızdan bazı olumlu sonuçları yanında bana göre olumsuzlukları da yarattı. Sözkonusu üçlü yemek sonrasında Cumhurbaşkanı Tatar, Rum lider Hristodulidis ve BM Genel Sekreteri Guterres’in yaptıkları açıklamaları aktardıktan sonra kendi görüş ve yorumumu siz değerli okurlarımla paylaşacağım. Cumhurbaşkanı Tatar, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’e Kıbrıs Türk halkının pozisyonunun değişmeyeceğini aktardığını belirterek, “50 sene federasyonu görüştükten sonra yeniden federasyonu görüşmeyeceğimizi söyledik” ifadelerini kullandı. KKTC’nin egemen eşitliği ve uluslararası statüsü teyit edilmeden resmi müzakerelere tekrar dönülmeyeceğinin altını çizen Tatar, yemekte birçok konunun ele alındığını belirtti. Ambargo ve izolasyonun sürmesinin etkilerini gündeme getirdiğini anlatan Cumhurbaşkanı Tatar, “BMGS ile bir sonraki görüşmenin Türkiye ve Yunanistan’ın katılımıyla yapılması konusunda mutabık kaldık.” bilgisini verdi. Cumhurbaşkanı Tatar, aynı zamanda Hristodulidis ile Kıbrıs’ta bir araya gelerek yeni sınır kapılarının açılması konusunu ele alma kararı verdiklerini, taleplerin kabul edilebilir olması halinde bunun gerçekleşeceğini kaydetti. Hristodulidis yemek sonrasında yaptığı açıklamada, “henüz müzakerelere yeniden başlama noktasında bulunmuyoruz” dedi. Hristodulidis yemek sırasında açık bir tartışmanın yapıldığını söyledi. Hristodulidis “Bazı yapıcı noktalarda Sayın Tatar’dan yeni bir şey duymadım” dedi. Hristodulidis, Güven Artırıcı Önlemler için sunulan önerilerle ilgili olarak, yeni geçiş noktaları olasılığını değerlendirmek üzere Kıbrıs’ta Ersin Tatar ile bir görüşme yapılmasına karar verildiğini kaydetti. “Genişletilmiş görüşmeler” teriminin ne anlama geldiği sorulduğunda Hristodulidis, bunların üç garantör ülkenin katılımıyla yapılan görüşmeler olduğunu açıkladı ve Atina ile Londra’nın bu konudaki tutumunun olumlu olduğunu kaydetti. Bir sonraki adımların ne zaman atılacağı konusunda ise Hristodulidis, herhangi bir tarihin belirlenmediğini söyledi.Hristodulidis “Bu akşam müzakerelerin kazanımlarının, Genel Sekreterin altı noktasının güvence altına alınmasının önemini yineledim ve bundan sonraki müdahalelerimiz bu çerçevede yapıldı. Genel Sekreter tarafından yapılan ve Ersin Tatar tarafından kabul edilmeyen bazı öneriler vardı” dedi. Maria Angela Holguin’in misyonuyla ilgili olarak, Kıbrıs Rum tarafının misyonun devam etmesini istediğini ancak “Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak Genel Sekreterin dışında birisinin başrol üstleneceğini” vurguladı. Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğinden yapılan açıklamada ise Guterres’in, Kıbrıs konusundaki Kişisel Temsilcisi María Angela Holguín Cuéllar’ın Temmuz ayında sunduğu son raporu hatırlatarak, Cuellar’ın iki lider, siyasi aktörler, adadaki sivil toplum, garantör güçler ve uluslararası toplumla olan çabalarına rağmen, liderler arasında ortak bir zemin bulamamanın üzüntüsünü dile getirdiği belirtildi. BM açıklamasında Genel Sekreterin, liderlere, pozisyonları arasındaki uçurumu kapatmak ve bir çözüm yolunda ilerlemek için güveni yeniden inşa etmeleri gerektiğini vurguladığı, ayrıca, liderlerin, Genel Sekreter’in himayesinde, ilerleme yolunu tartışmak üzere yakın gelecekte daha geniş bir formatta resmi olmayan bir toplantı yapma konusunda anlaştıkları ifade edildi. İki liderin, yeni geçiş noktalarının açılması olasılığını değerlendirmek için Kıbrıs’ta bir araya gelme konusunda da mutabık kaldıklarına vurgu yapılan açıklamada Guterres’in, BM’nin Kıbrıs meselesinin barışçıl bir çözümüne olan kararlı bağlılığını, tüm taraflar ve gelecek nesiller için tekrarladığı da hatırlatıldı. Yemekte Türk tarafı açısından olumlu olan,egemen eşitliğimiz ve uluslararası statümüz teyit edilmeden resmi müzakerelere tekrar dönülmeyeceğinin bir kez daha BM yetkililerine aktarılmış olması; geri adımın sözkonusu olmadığının vurgulanması,federasyonun tekrardan görüşülmeyeceğinin kayıtlara geçirilmiş olması önemlidir. Holguin’in görev süresinin uzatılmasına izin verilmezken, tekrar bir kişisel temsilci atanmasına gerek olmadığı ve böyle bir önerinin gelmesi halinde de reddedileceği Genel Sekreter’e bildirilmiştir. Yeni kapıların açılması ile ilgili Rum tarafının olumsuz tutumu bilinmektedir. Özellikle KKTC ekonomisine katkısı olacak Haspolat kapısı hususunda Rum tarafının kabul edilemez şartları ortadayken iki liderin bu konuda Lefkoşa’da mesai harcamaları yersizdir. Hristodulidis’in bu toplantıları, ‘müzakereler başlıyor,yeni bir sürecin kapısı aralandı’ algısı yaratmak için kullanacağı aşikardır. Aynı şekilde bize göre 4’lü, Rum tarafına göre 5’li görüşmenin gerçekleşmesinin bir faydası olmayacağı ancak ve ancak Rum propagandasına hizmet edeceği ortadadır. Liderlerin Lefkoşa’da görüşmelere başlamaları ve geniş katılımlı toplantılar KKTC’nin tanınma hedefini sulandırmaya yöneliktir ve zaman kaybından başka bir şey değildir. Bu yemekten ortaya çıkan en ibretlik sonuçlardan biri de Guterres’in tarafların tezleri arasındaki uçurumdan, ortak zemin olmadığından bahsettikten sonra,iyi niyet misyonunun başarısızlığını ilan etmek yerine hala daha ‘Kıbrıs meselesinin barışçıl bir çözümüne olan kararlı bağlılığını’ belirtmesidir. BM Güvenlik Konseyi’nin dayatmalarından kurtulmamız, tarafsızlığını çoktan yitirmiş BM ile bağları kopartmamız ve KKTC’nin tanınmasına odaklanmamız tek yoldur…

19/09/2024

SÖZCÜ - 19 Eylul 2024
Soylu'ya yakın isimlere tasfiye
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın valiler kararnamesinden eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'ya tasfiye çıktı. Soylu'ya yakın isimler merkeze çekildi.

Soylu'ya yakın isimlere tasfiye
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla Resmi Gazete'de yayımlanan valiler kararnamesinde eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'ya yakın isimlerin merkeze çekilmesi dikkat çekti. Soylu'ya yakın olan isimler Burdur Valisi Türker Öksüz, Bolu Valisi Erkan Kılıç ve Sakarya Valisi Yaşar Karadeniz de merkeze alındı.

12 VALİ GÖREVDEN ALINDI
Beklenen Valiler Kararnamesi Resmi Gazete'de yayımlandı. 12 vali görevden alındı, 4 valinin görev yeri değişti. Kararla birlikte 12 yeni vali atandı.

Burdur Valisi Öksüz, Soylu'nun bakanlığı döneminde genel sekreterlik görevindeyken valiliğe atanmıştı. Bolu Valisi Kılıç da Soylu döneminde İçişleri Bakan Yardımcısı'ydı.

AKP'DEN ADAY OLAMADI, VALİLİĞE GERİ DÖNDÜ
Eski Hatay Valisi Rahmi Doğan, 6 Şubat depremlerinde sorumluluklarını yerine getirmediği iddiasıyla hakkında suç duyurusunda bulunulmasına rağmen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bu suç duyurusu işleme alınmadı. Aynı günün gecesinde Doğan’ın Sakarya Valiliğine atanması, kamuoyunda dikkat çekti ve tartışmalara neden oldu.

18/09/2024

18 Eylül 2024 / 00:01 -Orhan Uğuroğlu

Mehmet Uçum ilk kez Yeniçağ’a açıkladı

İşte Anayasa’nın ilk 4 maddesi için Cumhurbaşkanlığının net tavrı.

Hüda Par genel başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu’nun, “Ahmağa anlatır gibi tek tek söyledim buna rağmen anlamamakta ısrar ediyorlar. Biz anayasanın 4’üncü maddesi olmasın diyoruz. Bir daha söylüyorum, altını çizerek söylüyorum. İlk 4 madde değil, 4’üncü madde, Tamam mı?” sözleri tartışılıyor.

Hizbullah zihniyetinin partisi Hüda Par’ın resmi web sayfasında yer alan parti programında anayasanın ilk 4 maddesinde yer alan şu cümlelere dikkatinizi çekerim:

“Bu yeni anayasanın değiştirilemez nitelikte hiçbir maddesi olmamalıdır.
Kürtçe, Türkçe ile beraber ikinci resmi dil olarak kabul edilmeli, Kürtçe aynı zamanda eğitim dili olmalıdır.”
Yapıcıoğlu’na soruyorum:

Parti programınızdaki bu iki talep anayasanın ilk 4 maddesi içinde yer alır.

Neden sadece 4. Madde diye neden yalan söylüyorsun Türk milletine?

Ahmaklık işte tam da budur.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan Yapıcıoğlu’nun açıklamasına bir tepki gelmedi.

Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Mehmet Uçum’u arayarak sordum:

Anayasa'nın ilk 4 maddesi veya sadece 4. maddenin kaldırılması konusunda cumhurbaşkanlığının net görüşü nedir?
Uçum: “Sorunuza gelince ilk üç maddeye ilişkin ve dördüncü maddedeki, “değiştirilemezlik ilkesi” hükümlerinin korunması gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü değiştirilmezlik ilkesi yaklaşımı gelecek kuşaklara birikimin korunmasıyla ilgili güçlü bir siyasi ve hukuki perspektif sunmak anlamına gelir.

Ayrıca kurucu kuşakların gelecek kuşaklara nasihatidir.

Elbette nihayetinde her kuşak kendi kuruculuğunu yapma hakkına sahiptir.

Ancak her yeni kuruculuk önceki kuşakların birikimine dayanmak zorundadır.

Aksi takdirde devletin, ulusun ve ülkenin devamlılığını sağlamak riske girer.

Diğer deyişle hiç bir yeni kuruculuk geçmişi sıfırlayarak yapılamaz.

Nesnel olarak da öznel olarak da bu mümkün değildir.”

Soru: Anayasanın 66. Maddesi konusunda Hüda Par’ın resmi web sitesinde, “Türkiye Cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin Türk olduğu nitelemesinden vazgeçilerek Kürtlerin varlığı anayasal olarak tanınmalı, Türkler ve Kürtler, ülkenin asli kurucu halkları olarak kabul edilmelidir” talebi var. Türk vatandaşlığı konusunda cumhurbaşkanlığının net tavrı nedir?
Uçum: “Türk vatandaşlığının içeriğini Cumhuriyet vatandaşlığı oluşturur.

Yani Türk vatandaşlığı kurtuluş ve kuruluş sürecinin ortaya çıkardığı olgusal bir vatandaşlıktır.

Kesinlikle bir etnisiteye dayanmaz ve ırki bir vatandaşlık değildir.

Atatürk “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir” tanımını yapmıştı.

“İşte Türk vatandaşlığı Cumhuriyetin kurucusu olan Türk Milletinin mensubu olmaktır.

Bu nedenle Türk vatandaşlığı Anayasa ile verilen bir vatandaşlık yani anayasal vatandaşlık değil Anayasa ile tespit ve teşhis edilen ve anayasa ile hukuku oluşturulan vatandaşlıktır.

Yeni anayasa Türk vatandaşlığı kavramını elbette koruyacaktır.

Çünkü Türk vatandaşlığı kavramı anayasa hukukuyla üzerinde oynanacak yani sadece hukukun konusu olan bir kavram değildir.

Türk vatandaşlığı ismiyle de içeriğiyle de tartışılamaz.”

Değerli okurlarım.

Başdanışman Mehmet Uçum’a Cumhurbaşkanlığının net görüşünü ilk kez Yeniçağ’a verdiği özel demeçle açıkladığı için teşekkür ediyorum

Address

Istanbul

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Onder Ozar posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share

Category