03/06/2026
2008 Kurban Bayramı…
Üniversite yıllarım.
Yanlış hatırlamıyorsam Aralık ayıydı. Ankara Kurtuluş'ta birkaç arkadaşla aynı evde kalıyoruz.
Bir gün alt komşumuz kapıyı çaldı:
— Dondurucuda yer var mı?
Öğrenci evinde dondurucu neyse de, buzdolabının normal kısmı bile çoğu zaman bomboş olur. Elbette vardı.
Bir süre sonra kurban etini getirdi. Dondurucuya koyduk.
Tabii biz kendi aramızda türlü senaryolar yazıyoruz. "Belli ki bizi mahcup etmemek için böyle yaptı. Bir süre sonra da eti bize bırakır." diye düşünüyoruz.
Dokunmadık.
Bir hafta geçti, bir ay geçti...
Kış bitti.
Bahar geldi.
Et hâlâ bizim dondurucuda.
Derken bir gün, sanırım Mayıs sonları ya da Haziran başlarıydı, kapı yine çaldı.
Alt komşu:
— Eti alacaktım.
Bizde emanete hıyanet olmaz.
Aylarca misafir ettiğimiz, dondurucunun tabanına buz gibi yapışmış poşeti zorla söküp teslim ettik.
O akşam kapıya kulak kabartmadık desem yalan olur.
İnsan ister istemez bekliyor.
Belki bir tabak pişmiş et gelir diye...
Gelmedi.
Aylarca etin muhafızlığını yaptık, bari elektrik faturasına katkı olsun diye bir tabak kuru fasulye gönderseydi.
Olmadı.
Benim Ankara'daki en unutamadığım Kurban Bayramı hatıram budur. 😄