14/09/2026
YOZGAT’IN ÇAYIRALAN’INDAN BİLİME UZANAN SESSİZ BİR HİKÂYE: MEHMET AKÇAN
Bazı insanların yaptığı çalışmalar kitaplara, laboratuvarlara ve akademik makalelere girmez.
Ama onların hikâyeleri, dönemin imkânsızlıkları içerisinde bilime duyulan merakın, araştırma azminin ve mesleğe bağlılığın en güzel örneklerinden biri olarak kalır.
İşte Çayıralan’ın Aşağıtekke köyünden Mehmet Akçan da böyle bir isim…
1965 mezunu Emekli Sağlık Astsubayı Mehmet Akçan, görev hayatının önemli bir bölümünü laboratuvar hizmetlerinde geçirdi. 1970’li yılların başında Erzincan Asker Hastanesi’nde laboratuvar teknisyeni olarak görev yaparken, o dönemin tıbbi imkânlarının bugünkü kadar gelişmiş olmadığı bir döneme tanıklık etti.
Bugün bize son derece basit görünen gebelik testlerinin bulunmadığı o yıllarda, hamilelik şüphesi taşıyan kadınların durumunun belirlenmesi önemli bir problemdi.
Akçan’ın anlatımına göre, genç bir sağlık personeli olarak Profesör Kazım Aras’ın “Klinik Biyokimya” kitabını incelerken Galli-Mainini testine rastladı.
Bu yöntem gerçekten de tıp tarihinde kullanılan biyolojik gebelik testlerinden biriydi. 1947’de Carlos Galli-Mainini tarafından tanımlanan yöntemde, gebe kadının idrarındaki gebelik hormonlarının erkek kurbağa/karakurbağasında spermatozoit salınımını tetiklemesinden yararlanılıyordu. Sonuç, kurbağanın salgısının mikroskop altında incelenmesiyle belirleniyordu.
Akçan, kendi anlatımına göre bu yöntemi Erzincan’daki görev yaptığı hastanenin şartlarına uyarlayarak uygulamaya başladı.
Fırat Nehri çevresindeki sulak alanlarda bulunan kurbağalardan yararlanıyor, erkek kurbağaları ayırt ediyor ve hastaneye gelen kadınlardan alınan idrar örneklerini laboratuvar ortamında değerlendiriyordu.
Kadının idrarında gebelik hormonu bulunması halinde erkek kurbağanın spermatozoit salgıladığı gözlemleniyor, daha sonra bu örnek mikroskop altında inceleniyordu.
Bu yöntem yalnızca Mehmet Akçan’ın kişisel bir gözlemi değildi. Dönemin bilimsel literatüründe de Galli-Mainini testi ayrıntılı biçimde yer alıyor; hatta Türkiye’de yerli erkek su kurbağası ve kara kurbağası üzerinde gebelik testi araştırmaları yapılmıştı. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Mecmuası’nda 1950 yılında yayımlanan bir çalışma, gebe kadınların idrarı kullanılarak erkek kurbağalarda spermatozoit üretiminin araştırıldığını ortaya koyuyor.
Fakat Mehmet Akçan’ın hikâyesinin asıl dikkat çekici tarafı başka…
Kendisinin ifadesiyle, yaptığı çalışmanın arkasında akademik bir unvan yoktu.
O bir profesör değildi.
Bir üniversite laboratuvarının başında değildi.
Bir akademisyen değildi.
O, sağlık astsubayı ve laboratuvar teknisyeniydi.
Belki de en büyük kırgınlığı burada başlıyor.
Akçan, yıllar sonra kendisini şöyle ifade ediyor:
“Etiketim teknisyen ve asker, sağlık astsubayı olduğu için önümüz hep kesildi, değer verilmedi.”
Buna rağmen araştırma merakı hiç bitmedi.
Bugün Mehmet Akçan’ın anlattığı bu hikâye, yalnızca eski bir gebelik testinin hikâyesi olarak görülmemeli.
Bu hikâye;
İmkânsızlıklar içerisinde araştırmanın,
mesleğine sahip çıkmanın,
kitaplardan öğrenip uygulamaya geçirmenin
ve unvanı olmadan da bilime merak duymanın hikâyesidir.
Üstelik 1965 mezunu Emekli Sağlık Astsubayı Mehmet Akçan’ın adı, 2025 yılında TEMAD Genel Merkezi tarafından düzenlenen, 1975 Astsubay Hak Arama Mücadelesinin 50. yılı programında dönemin tanıklarından biri olarak da kayıtlara geçti.
Belki yıllar önce yaptığı çalışmalar akademik bir kürsüye ulaşmadı.
Belki adı bilim kitaplarında yer almadı.
Ama Çayıralan’ın Aşağıtekke köyünden çıkan bir sağlık astsubayının, 1970’li yılların Erzincan’ında laboratuvar imkânlarını zorlayarak bir tıbbi yöntemi uygulamaya çalışması, gelecek kuşaklara anlatılmaya değer bir hikâyedir.
Yozgat Bozok Yaylası Grubu olarak bizim görevimiz de tam olarak budur:
Unvanına değil, emeğine bakmak.
Kürsüsüne değil, ürettiği değere bakmak.
Ve yıllar boyunca görünmeyen insanların hikâyelerini gün yüzüne çıkarmak…
Mehmet Akçan’ın şahsında, bilime ve sağlık hizmetlerine emek veren bütün sağlık personelimizi saygıyla selamlıyoruz.
Çayıralan’dan Erzincan’a, laboratuvardan bilime uzanan bu sessiz hikâye; Yozgat’ın yetiştirdiği değerlerin ne kadar eskiye dayandığının da güzel bir örneğidir.
Yozgat Bozok Yaylası Grubu Yöneticisi
Kürşat Kayapınar